LA LUNA
bana Zaman ve La Luna
her şey gitti bak
her şey ağlayarak gitti
sular soğudu
bir Kurban düşüyor şimdi aramıza La Luna
üçümüzden biri kurban
serin bir çizgi çekiliyor gökyüzüne
çok geç çok geç artık
terk edip gidiyor beni teker teker bütün güneşlerim
bir daha hiç dönmeyecekler mi yaşamıma
alnımdan fırlayan bir Kartal yarıp
geçiyor göğü
görünmez bir Çarkın çıldırtıcı gürültüsü
duyuluyor bir yerlerden
uzak anılar
yengeçler gibi
çıkıyorlar bir gün batımına
son güneşler son güneşler de düşüyor
bak
tüm metal dairelerinle sen çıkıyorsun yaşamıma
görünmez güçlerle
karanlık ve anlaşılmaz acılarla, uyandırdığın,
tıpkı kendin gibi,
korkutucu gözüküyorsun
sende hiç insani bir şey yok mu La Luna
her şey mümkün her şey açıklanabilir gözükse de
bir şeyler kenetlenmiş bir yerlerde
sen yine de gel İmparator, Gece
ve beni al son bir kez karanlık gözlerine
saçımı ör eskil bir anahtarla La Luna
yüzümü yaralarımı sar sarmala
çaputlar ve karalarla La Luna
beni o yabanıl şölene hazırla
karanlık duvarlardan geçen siluetler gibi
lacivert geceyi bekleyen buzdan çiçekler gibi
belirsiz bir denizi tarayan bir fener gibi
uzayda gümüş bir sarkaç gibi sallanan
Darağacındaki Adam.
bir Keşiş, bir Lehimli
adamotu büyütüyor gözyaşlarından...
isli bir camın altından geçirilen
zehirli bir duman gibi
bulutlar, senin üstünden, kayıyor
kayıyor, La Luna, başlar ve sonlar
bana Zaman ve La Luna
biraz zaman
duyayım bir kez daha o selenli liri
ve Sirenleri, mor şarkılarıyla, uzaklardan...
LALE MÜLDÜR
imbik iletişim:
PK. 5
09240-DİDİM
agg.imbik@hotmail.com
()()()()()()())()()()()()()()()()()()()()
MEKİK
Şimdi aşk kaçmış bir ilmektir gövdenin örgüsünde
Uykusuz bir gecenin çitlerine takılan.
Sökülür durmadan uzayan ipliğiyle,
Sarılır mekiğine sabahın
Ürkek bir güvercin halinde.
Ve sen eksildikçe o güvercin tamlanır,
Kanatlanır böylece köpüren özlemiyle.
Uçar gider geçmiş bir günün ardından,
Bir tüy kalır geriye senin bittiğin yerde.
METİN ALTIOK
*******************
NE FAYDA
«Telden Demirden geçsen
Mapusu delsen
Ne fayda!»
I
yüreklerimizi gencecik
çıkarıp verebilseydik
üşümezdi göğsümüzde
biber gibi bir uçurum
II
tam da yakalamışken doğanın gizini
bir bir vururken emperyalizmi
toprak ananın geniş kalçalarında
neden kalktın soframızdan
ENVER USTA
günü akşam etmek sana yakışır mı
yakışır mı sana upuzun yatmak
biz yaştakileri ustasız bırakmak
adam sen de
yatarsan yat
biz dik durdukça
sen ölsen
NE FAYDA!
NEVZAT ÇELİK
**************
“İMBİK”
İmece Posta ücreti
ve katkı payı
Yıllık 15 Lira
Posta Çeki No: 688201
Ali GENÇLİ-Didim
Hesabı
***************
ODAMDA
Ben miyim bu şeylerin sahibi?
Kafamda bir çocuk var, meraksız.
İç âlemim oyuncaktan farksız;
Odam, içime bir ayna gibi.
Bir ışık oyunu var tavanda
Gölgeler seslerle birleşiyor
Ve bir karga beynimi deşiyor
Azaplar kemirdiğim bu anda.
Kardeşini öldürüyor Kaabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu,
Ölüm kadar uzun yaz uykusu,
Sıkıntı ile geçilen sahil.
Bağlanıyor bir iple, bir sürü
Düşünce köyleri birbirine,
Çöküyor her şeyin üzerine
Hülyam boyunca kurduğum köprü.
Ve doluyor sessiz, ordularım,
Durmadan dinlenmeden odama.
Urbam içinde yatan adama
Hayretle bakıyor dört duvarım.
Kardeşini öldürüyor Kaabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu,
Ölüm kadar uzun yaz uykusu,
Sıkıntı ile geçilen sahil.
Ve delirmenin tatlı vehmini
Sessizlik odama dolduruyor.
Kargam hâlâ başımda duruyor
Bulmak'çün beynin cehennemini.
Düşüp yatağın dalgalarına
Günlerce sürüyor bu yolculuk.
Durmadan akıtıyor bir oluk
Korkuyu sükûtun mezarına.
Kardeşini öldürüyor Kaabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu,
Ölüm kadar uzun yaz uykusu,
Sıkıntı ile geçilen sahil.
Dünyaya tek gelen insan gibi
Atılıyorum bir Hint dağına.
Giriyor kafamın darlığına
Kimsesiz dünyaların sahibi
Gidip gidip gelmede ayni his
İskeleye ulaşmıyor çıma
Dikiliyor ansızın karşıma
Boynum kalınlığındaki ceviz.
Kardeşini öldürüyor Kaabil,
İçimde bir yalnızlık duygusu,
Ölüm kadar uzun yaz uykusu,
Sıkıntı ile geçilen sahil.
ORHAN VELİ KANIK
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
ÖZDÜŞÜM
Ah ben hep duyguyla akıl
Kapılarını bunca yıl
Zorladım. Bir düş gerçeği
Topladım gerçek düşümde.
Savaştı bu huyla akıl,
Hep kafamda ve gönlümde.
Baktım, bölüşmüş gerçeği,
Aklım bir düş-dönüşü'mde.
Duyguyla anlaşmış akıl..
Aşk motoru olmuş düş'ün,
Ve düş de aklın eşeği.
Vardığım her öpüşüm'de
Aklım ısırdı her şeyi.
Motor çıkmaza dayandı,
Eşek renklere boyandı.
Baktım, o uslanmaz aklım,
Elinde duyu çiçeği,
Bir yorgun renkli eşeği
Koklayarak okşayandı.
ÖZDEMİR ASAF
***************
PAPATYA
baharın gelişiyle toprakta filizlenen
tomurcuktu
boynunu uzatıp hayata merhaba dedi
sevinçle güneşe merhaba dedi
her sabah hayata canlı uyandı
beklediği ise sadece yağmur bulutu
her geçen gün bekledi sabırla
özlem oldu içinde yağmur tanesi
sabah uyanınca tekrar baktı
gök yüzüne bulut ardı umutla
güneşin sıcağında boynu bükük
hasretle bekledi yağmuru
bir gün beklediği bulutu gördü
uzaktan sanki hayattı gelen
sanki candı canandı gelen
bekledi her an gelecekti damlalar
yaklaştı bulut geldi ama
su vermeden gitti sessizce
sadece bir gök gürültüsü ile
yine hayaller yıkıldı
derken bir sabah geldi bulut
dolu dolu yağmurla geldi
ıslattı her yanı gürültüyle
sel oldu aktı yüreğine
ama papatya için artık çok geçti
sabahı edemedi yetmedi susuzluk
taşımadı bedeni cılız yapraklarını
selin önünde hayalleri ile
yıkıldı devrildi yaprakları
tek tek sıyrıldı bedenden
kısaydı hayat ona o hayata
bir günlük olsa da güzeldi hayat
PEHLÜL ŞAHİN
************
REMZİ
Ne sorayım sana
Kulak dolgunluğu bellediklerini mi söylersin
Uyku sersemliği göz gezdirdiğin kitaptan
Aklında kalanları mı
Çalışmadın istediğim gibi
Ya komşunun suyunu taşıdın
Bekar çamaşırı yıkarken annen
Ya da beşiğini salladın kardeşinin
Gaz yoktu belki bu gecelik
Şişesi çatlamıştı lambanın
Karşılıksız kalacak sorularım demek
Ama vakti gelince senden öğreneceğim
Makarna verildiğini karneyle
Bulgaryadan gelen kömür motorlarının
Yanaştığını Kumkapı'ya
Kulağına kar suyu kaçan toriklerin
Karaya vurduğunu Boğaz'da
Yaramasa da işimize, kahvenin
Kaça sürüldüğünü el altından
Yaz ortasında bulursun
Hasta için olduktan sonra
Limonun en sulusunu
Mahalle kırılırken uyuzdan
Sen taşırsın kükürdü
Mısır Çarşısı'ndan
Kursağına girmese de bulursun
Yumurtanın en tazesini
Her derdine koşarsın mahallenin
İnsaflısını verem doktorunun
Dişçinin en ucuzunu
Sen salık verirsin komşulara
Bildiklerin de vardı fazladan
Kalayla çivi üzerine
Biraz daha kurcalarsam
Dökersin içyüzünü nalburların
Benim bilgili becerikli çocuğum
Derse kalktığın zaman
Yüzünün kızarması neden
Üstte başta yok diye mi
Utanmak bize düşer çocuğum
Çalışmadığın içinse
Bildiklerin sana yeter
Notun önceden verilmiş
Bilmediğin şahıs zamirleri olsun
RIFAT ILGAZ
SERÇE
Ayak izleri
ki görülmez
kar kelimesinin
geçtiği her şiirde
yiyecek arayan serçenin
SUNAY AKIN
****************************
ŞİİRE BENZER
EKİM GÜNLERİ DE
Şair yüreği
şiirden gizler neşesini,
acısını taşır dizelerden;
kederlidir en güzel şiirler
biraz da bu yüzden.
Yağmur
tutar ucundan bir şiiri
götürür bağlar sevgiliye;
onun yanıtı suskunluktur
evet ya da hayır yerine.
Sana acıkmış toprağı
örseleme günlük heveslerle,
suyunla bereketlendir;
çünkü şiire benzer
ekim günleri de.
ŞERİF ERGİNBAY
……………………………………
TUT Kİ BEN
tut ki sen bir şiiri çok iyi yazsan
ya da çok iyi bir şiir yazsan
bir saatin aralıksız işleyişi
bir çocuğun bir sokak kedisini sevişi
bilmem ki sanki güzel bir akşam gibi
onun için her akşamı iyi yaşamalıyım
yani kıskanılan onu
demek istediğim hepsi
TURGUT UYAR
@@@@@@@@@@@@
www.imbik.blogcu.com
şiir siteniz
imbik mart. 2BİN9
yıl 3 sayı 3
@@@@@@@@@@@
URFALI
urfa’nın etrafı dumanlı dağlar
yüreğim yanıyor aney
içerim ağlar
urfa’nın etrafı dumanlı dağlar
o dumanlar içimi kaplar
gezme ceylan bu dağlarda
seni vururlar
seni vuran kurşun benim yüreğim dağlar
ve sevdam karalar bağlar urfalı
ayağı kabaralı kunduralı
benim sevdiğim başkasının gelini
bu değildir sevdamın bedeli
ağa kızı paşa kızı
beni hor mu görürsün
kır atının üstünde gurbete mi yürürsün
yakışmadı ihanet edişin
yakışmadı ihanet edişin ve gidişin
bir yiğidi bırakıyorsun ardında giderken
yaralı bir yiğidi
can çekişen kır at gibi
bu yiğidi vurmalı
keremi aslı yaktı
beni de sen urfalı
göresim gelir kör olduğumu ve ölesim
dumanlı dağlarda vurasım gelir kendimi
yada mecnun olasım
ağa kızı paşa kızı
ele gelin giderken bu yiğidi vurmalı
ferhat’ı şirin yaktı
beni de sen urfalı
urfalı
ayağı kabaralı kunduralı
benim sevdiğim başkasının gelini
bu değildir sevdamın bedeli
ibrahim’i yakan ateşler var içimde
fırat’ın suyu az gelir
urfa’nın etrafı dumanlı dağlar
o dumanlar içimi kaplar
durma ceylan bu dağlarda durma seni vururlar
seni vuran kurşun benim yüreğim dağlar
ve sevdam karalar bağlar
yakışmadı ihanet edişin
yakışmadı ihanet edişin ve gidişin
bir yiğidi bırakıyorsun ardında giderken
yaralı bir yiğidi
keremi aslı yaktı beni de sen urfalı
urfalı
başında al duvağı
ayağı kabaralı kunduralı
gel vur gitmeden
gitmeden bu yiğidi vurmalı
ferhat’ı şirin yaktı
beni de sen beni de sen urfalı
UĞUR ARSLAN
()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()
ÜŞÜR ÖLÜM BİLE
Bir ormanda tutup onu
Bağladılar ağaca
Yumdu sanki uyur gibi
Gözlerini usulca
Bir soğuk yel eser
Üşür ölüm bile
Anlatır akan kanı
Beyaz sesiyle
Diz çöktüler karşısına
Sonra ateş ettiler
Parçalanan yüreğine
Yuva kurdu mermiler
Bir soğuk yel eser
Üşür ölüm bile
Anlatır akan kanı
Beyaz sesiyle
Gelip kondu bir güvercin
Ellerine o gece
Kırmızı bir çelenk oldu
Bileğinde kelepçe
Bir soğuk yel eser
Üşür ölüm bile
Anlatır akan kanı
Beyaz sesiyle
ÜLKÜ TAMER
………………….
VAN
Van ve Van Gölü
Doğu yöremizin gülü
Koca Kale duvarınla
Mavi zengin sularınla
Sıcak kanlı insanınla
Dağ başında bir harika
Çok uzakta dursan da
Canavarın olsa da
Selamımız var sana
Geleceğiz biz Van'a
VESİLE ŞADILLIOĞLU
YUSUF’U KAYBETTİM
Yusuf’ u kaybettim Kenan ilinde
Yusuf bulunur, Kenan bulunmaz
Bu aklı fikr ile Leyla bulunmaz
Bu ne yaredir ki çare bulunmaz
Aşkın pazarında canlar satılır
Satarım canımı alan bulunmaz
Yunus öldü deyu selân verirler
Ölen beden imiş, aşıklar ölmez
YUNUS EMRE
&&&&&&&&&&&&&&&&&
ZİLLER ÇALACAK
Zil çalacak... Sizler derslere gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benimçin,
Duyacağım, evlerden, kırlardan, denizlerden;
Tâ içimden birisi gidecek ardınızdan uça ese...
Ama ben, ben artık gidemeyeceğim.
Zil çalacak... Siz geminize, treninize gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benimçin,
Duyacağım, iskelelerden, istasyonlardan bütün;
Tâ içimden birisi koşacak ardınızdan...
Ama ben, ben artık gelemeyeceğim.
Sonra bir gün zil çalacak yine,
Hiç kimseler, kimsecikler duymayacak...
Ne sınıflar, ne iskeleler, ne istasyonlar, ne siz...
Tâ içimden birisi kalacak oralarda...
Ben gideceğim.
ZEKİ ÖMER DEFNE
%%%%%%%%%%%%%%%%%
“imbik”e gelen şiirler
ÇINGI DÜŞTÜ YÜREĞİME
Çıngı düştü yüreğime,
İlk cemre gibi…
Yemyeşil oldu içim,
Çiçeklendi sevinçlerim…
Tarlaya atılan ilk tohum gibiydi aşk,
İlk filizlenen,
Düşlerimi, yanaklarımı pembeleştiren…
Çıngı düştü yüreğime,
Bulutlarda yürüdüm,
Bembeyaz, pamuk gibi
Yumuşacık bulutla
Kanadı kırık bir serçenin
Sardım yaralarını…
Masmavi denizlerde martı kovaladım!
Selam yolladım sevdiğime güvercinlerle…
Gelmedi cevabı…
Yanarım o günden beri!
Çıngı düştü yüreğime,
İlk cemre gibi!
HARİKA UFUK
ADANA
09.05.2008
()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()
ELLERİMDEN TUTMALISIN
Gelmelisin?
Tutmalısın ellerimden,
Konuşmalısın benimle,
Anlatmalısın,
Anlatmalısın aşkımızı bir iyice…
Yoksa sevgilim,
Yüreğinde sakladıkça beni,
Yüreğinde sakladıkça seni,
Bulamazsın,
Kaybolursun,
Beni anlıyor musun?
Henüz vakit varken gel,
Aç yüreğini,
Bitsin karmaşa,
Ya, çözülür gidersin,
Ya, kalırsın sevgide,
Ya, erirsin benim gibi.
Gelmelisin…
Hem de, çabucak gelmelisin,
Tutmalısın ellerimden,
Bitmek üzere sabrım,
Sensiz yaşamak imkânsız,
Sensiz yaşamak imkânsız.
AYSEL AL –ANKARA
“ imbik ” okunurken
sigara içilmez”
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
“imbik”ten süzülenler
ZOR ZAMANLARIN HÜZNÜ
Dökülürken zamana
elden düşme, bildik acılar,
nerede yüreğimdeki sevgili?
İhanetleri tohumlarken
zor zamanların hüznü,
saklı sevdamın hasretinde
elvedalar büyütüp
kendimle bölüşeceğim
içimdeki yalnızlıkları…
II
İki dudak iziydik aynı kadehte
ki mutluluk bize el sallardı
esrikliğinde gecenin…
Sevinin gül bahçesinde
zulmüne meydan okurduk
ihanetlerin…
Neredesin,
ey sevgili neredesin şimdi?
Dünden ne kaldı bugüne
ayrılıkların ertesinde ?
Lal olmuş dilim suskun,
isyan sessizliğinde…
Geceler yol alsa da
en çekilmez kahırlara,
nasıl olsa uyanacağım elbet
çiçekli sabahlara…
III
Lanet olsun demiyorum asla aşka…
İçimdeki fırtına dinecek,
dinecek bir gün biliyorum,
elveda tüm hüzünlere…
Nerede varsa boynu bükük